ÖRGÜTLÜ SİYASİ GÜÇ YARATMA ve SİYASALLAŞMANIN ÖNEMİ


Çoğulcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Faruk Arslandok’un, Nürnberg Çerkes Derneği ve Circassian Repatiation Organization (CRO) tarafından
18-19-20 Ekim 2019 tarihlerinde
Almanya’nın Nürnberg Şehrinde ikincisini düzenlenen Uluslararası Çerkes Konferansı’nda Adigece yaptığı konuşmanın Türkçe metnini aşağıda sunuyoruz.

***

ÖRGÜTLÜ SİYASİ GÜÇ YARATMA ve SİYASALLAŞMANIN ÖNEMİ

FARUK ARSLANDOK

ÇDP GENEL BAŞKANI

Çok değerli soydaşlarım 2.Uluslararası Çerkes Konferansı’nda aranızda olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Bu organizasyonu gerçekleştiren ve katkıda bulunan değerli kardeşlerime de teşekkür ediyorum.

Bilindiği gibi Çerkes halkı; uğramış olduğu soykırım ve sürgün sonucunda, anavatanının dışında, ağırlıklı olarak Türkiye olmak üzere, eski Osmanlı coğrafyası ve Dünyanın muhtelif ülkelerinde yaşamaya mecbur edilmiştir.

Günümüzde Çerkes halkı gerek ana vatanda (Xequ’de) gerekse diasporada dillerini, kültürlerini ve kimliklerini kaybetme riski ile karşı karşıyadır.

Anavatanda Rusya’nın, diasporada da Türkiye ve diğer ülkelerin uyguladıkları asimilasyoncu politikalar bu süreci hızlandırmıştır.

Türkiye’de zaman içerisindeki göreceli demokratikleşme, bir takım hakların elde edilmesine yol açsa da bunlar yakıcı bir sorun olarak karşımızda duran asimilasyona çare olabilecek mahiyette değildir.

Diğer yandan, dilin, kültürün, kimliğin korunup geliştirilmesi için en önemli yer ana vatan olması gerekirken, ne yazık ki son zamanlarda, ana vatanda da, bu konuda geriye gidiş söz konusudur.

ÇERKES ÖRGÜTLENMESİNİN DURUMU

Genel durum böyleyken, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan halkımızın bu büyük tehlikeyi göğüsleyecek, buna karşı koyabilecek ve geriye döndürebilecek bir varlık ortaya koyabildiği söylenemez.

Çerkes halkının içinde bulunduğu durumu ulusal bir varlık sorunu olarak görmesi ve faaliyetlerini bu bilinçle yürütmesi gerekmektedir.

Bunun da olmazsa olmazı örgütlülüktür.

Bugün itibariyle Çerkeslerin örgütlenme düzeyi ve örgütlenme anlayış ve yaklaşımları Çerkes halkının ihtiyaçlarını karşılayacak mahiyette değildir.

Etkili bir ulusal mücadelenin yürütülebilmesi gerek diasporada gerek ana vatanda, her alanda, birbirine güç verecek şekilde örgütlenmeyle mümkündür.

Sivil Toplum Örgütlülüğümüzün düzeyi sayısal olarak da anlayış olarak da olması gerekenin gerisindedir.

Halkımızın büyük bir kısmı, (neredeyse %99’u) STK örgütlenmemizin dışındadır.

STK’larımızın büyük bir kısmında uzun zamandır üyelik konusunda kayda değer bir gelişme sağlanamamaktadır.

Mevcut durumda, örgütlerimiz güç birliği oluşturma ve halkımızın enerjisini açığa çıkarmaktan uzak bir görüntü sergilemektedirler.

Çerkes toplumunun, ulusal varlık sorunu temelinde geliştirilecek gelecek vizyonu etrafında güçlü bir birlikte hareket etme iradesi ortaya koyması gerekirken, yaşam biçimi, inançlar ve siyasi görüşler ekseninde ayrışmaya doğru itildiği, kişi ve kurum yandaşlığının temel meselelerin önüne geçtiği görülmektedir.

Dil, kültür, kimlik ve ulusal varlık yerine diğer hususları önceleyen bir yaklaşım ne yazık ki Çerkes halkının içinde bulunduğu durumun ağırlığıyla örtüşmeyen bir zaafiyete işaret etmektedir.

Çerkeslerin mevcut yaklaşımlar ve örgütlenme düzeyi ve anlayışı ile varlığını koruması ve geleceğe taşıması çok olanaklı görünmemektedir.

SİYASALLAŞMANIN ÖNEMİ

Güçlü ve etkili bir varoluş için Sivil Toplum Örgütlenmeleri ve bu örgütlenmelerin siyasi alanı etkilemesinin gerekliliği yadsınmamakla birlikte, örgütlü olarak varlık gösterilmesi gereken en önemli alan hiç kuşkusuz siyaset alanıdır.

Çerkes toplumunun içinde bulunduğu sorunların çözümü büyük ölçüde siyasetin konusudur ve uluslararası boyutları vardır.

Bilindiği gibi; devlet ve toplum yönetimine ilişkin kuralları belirleyen ve yönetim erkini kullanan siyaset kurumudur.

O nedenle toplumsal taleplerin hayata geçirilebilmesi, siyasi alanı güçlü bir şekilde etkilemeyi, siyasetin içinde olmayı gerektirmektedir.

Çerkes toplumu, tarihsel tecrübe eksikliği ve yaşadığı ülkelerin anti demokratik, baskıcı uygulamaları nedeniyle, kendi ihtiyaç ve talepleri ekseninde bir siyasi kültür geliştirememiştir.

Dünyada en çok Çerkesin yaşadığı, milli mücadelesinin ve kuruluşunun her aşamasında yer alıp fedakarca mücadele ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nde çerkesler kuruluşundan bu yana kendi kimlikleriyle kayda değer bir siyasi varlık gösterememişlerdir.

Çerkes siyasetçiler Türkiye’de mevcut diğer siyasi partilerin içinde, öteden beri siyaset yapmaktadırlar.

Ancak, içinde bulundukları partilerin bakış açıları ve öncelikleri nedeniyle mensup oldukları kesimin dil, kültür ve kimliğini koruma yönündeki taleplerini dile getirememektedirler.

Bunun bir diğer nedeni de bu siyasetçilerin mensup oldukları kesimin dil, kültür ve kimliğe ilişkin taleplerinin gücüyle seçilmemiş olmalarıdır.

Doğal olarak bu yönde bir siyasi temsilin söz konusu olabilmesi için, kuvvetli bir toplumsal talebin ve bu talebi karşılamayı vaat eden siyasi bir pozisyonun olması gerekir.

Bir konuda sorun yaşayan kesimlerin bu sorunu gündeme getirme ve çözüme kavuşturulmasını talep etme sorumluluğu en başta kendilerine aittir.

Kendileri adım atmadan başkalarından çözüm beklemeleri doğru ve gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Devletin yönetimine ilişkin kuralları belirleyen, devletin kaynaklarını tanzim eden ve yönetim erkini kullanan siyasetin içinde kendi kimliği, istek ve talepleriyle yer almaması Çerkes toplumu ve karşı karşıya olduğu sorunlar açısından gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Tarihi tecrübemiz siyasetin içinde kendi kimliği ile yer almamanın yok sayılmak anlamına geldiğini açık bir şekilde göstermektedir.

Türkiye’nin toplumsal yapısı farklı etnik ve sosyo kültürel kesimlerden oluşan bir çeşitliliği barındırmaktadır.

Ancak, toplumsal yapıdaki bu çeşitlilik temsiliyete dönüşüp siyasi alana yeterince yansımamaktadır.

Çoğulcu Demokrasi Partisi bu temsiliyet eksikliğinin doğru ve doğal olmadığı düşüncesiyle; başta Çerkesler olmak üzere, sayıca az olan ve siyasette temsil olanağı bulamayan kesimlerin sesi olmak amacıyla, 2014 yılında kurulmuştur.

Kurucularının büyük bir kısmı Çerkesler ve diğer Kafkasyalı halklardan oluşmaktadır.

Bunun nedeni, Türkiye’de etno-kültürel olarak en yüksek nüfusa sahip üçüncü sıradaki kesim Çerkesler olduğu halde siyasal olarak temsil olanağı bulamamalarından kaynaklanmaktadır.

Partimiz, adından da anlaşılacağı gibi çoğulcu anlayışla kurulmuş olup,  kapısı, dil kültür ve kimlik konusunda asimilasyona maruz kaldığını düşünen ve bunun rahatsızlığını yaşayan kesimlere de açıktır.

İçinde bulundukları durumu sorunlu gören toplum kesimlerinin de, taleplerini şiddete başvurmadan, gayrimeşru yöntemler kullanmadan, eşit yurttaşlık temelinde, demokratik siyaset yoluyla dile getirme, bunları siyasetin konusu yapma sorumluluğu bulunmaktadır.

Bilindiği gibi, çoğulculuk; çoğunluğun mutlak hakimiyetine dayanmayan, azınlıktakilerin siyasal ve kültürel haklarının da kabul edilmesi gerektiğini, her türlü eğilimin, düşüncenin örgütlenmesini ve siyasal yaşamda, ülke yönetiminde söz sahibi olmasını kabul eden siyasal düzeni ifade etmektedir.

Örgütlenmede öncelik sonralık sıralaması yoktur. Bir alanda örgütlenmenin diğer alanlarda örgütlenmeye engel teşkil etmeyeceği, tam tersine diğer alanlardaki örgütlenmelere güç vereceği unutulmamalıdır.

Ancak sivil toplum örgütlenmeleriyle siyasal örgütlenmeyi de birbirinden ayırmak gerekir. STK örgütlenmesi ile siyasi örgütlenmenin yaratacağı etkiler ve mahiyetleri farklıdır.

Siyasi parti doğrudan bir siyasi aktör olup, somut ölçülebilir sonuçlar ortaya koyarak siyasi rekabete girmektedir.

İktidar olamasa bile iktidar denklemleri içerisinde yer alabilmekte, temsil ettiği değer ve talepleri siyasi alana yansıtabilmektedir.

Dünyada varlığını sürdüren, gelişen dil, kültür ve kimliklere baktığımızda arkalarında devlet gücü olduğu, devlet gücü ve kaynakları ile desteklenmeyen dil, kültür ve kimliklerin aşındığı ve yok olmaya yüz tuttuğu görülmektedir.

Çerkes dili, kültürü ve kimliği 150 yıldır hak ettiği şekilde gelişmediği gibi, önemli ölçüde aşınmış ve aşınmaktadır. Bu da Çerkeslerin ulusal varlığının devlet desteği ve kaynaklarından mahrum olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir dilin, kültürün ve kimliğin gelişmeden, durağan bir şekilde muhafaza edilmesi olanak dahilinde değildir.

Çerkes kimliğinin ana vatanda ve içinde yaşanılan ülkelerde eşit yurttaşlık temelinde tanınması, dil, kültür ve kimliğin gelişmesinin önündeki engellerin kaldırılması konularında ilgili devletlerin daha yapıcı ve teşvik edici bir yaklaşım benimsemeleri gerekmektedir.

Diasporada dil, kültür ve kimliğin korunmasına ilişkin olarak sağlanacak olumlu gelişmelerin yanı sıra, anavatandaki olumsuz gelişmeleri durduracak, ulusal varlığımızı korumaya yönelik yaklaşım ve önlemler geliştirmek de hayati öneme sahiptir.

Aksi halde, güçlü ve korunmuş anavatan olmadan diasporada sağlanacak olumlu gelişmelerle, uzun vadede doğal asimilasyon sürecine karşı koymak mümkün olamayacaktır.

Siyasi alanda gösterilecek güçlü varlık, ulusal varlığımızı koruyup geliştirecek kurum ve yapıların oluşturulmasını da sağlayacaktır.

Çerkeslerin Türkiye’de siyasi bir varlık ortaya koyup güçlenmeleri halinde, bu durum ana vatana da olumlu bir şekilde yansıyacaktır.

Dil, kültür ve kimliğin korunup geliştirilmesine yönelik Çerkesce Televizyon ve Radyo yayınları, Üniversitelerde Çerkes Dili ve Edebiyatı Bölümlerinin yaygınlaştırılması, Kültür merkezleri, dil ve tarih enstitüleri gibi hususların yanı sıra anavatanla diaspora arasındaki ilişkileri geliştirecek olan çifte vatandaşlık, alt yapısı ve yasal çerçevesi oluşturulmuş geri dönüş hakkı, elde edilen hakların yasal güvence altına alınması gibi konular da siyasi alanda dile getirilip temsil edilmelidir.

Bütün bunlar siyasetin ve siyasi örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Kanaatimizce, Çerkes halkının en başta ana vatanda ve yaşadığı bütün ülkelerde kendi ulusal varlığını öne alan bir perspektifle siyasi güç olamaması halinde, ulusal varlığını sürdürmesi gittikçe zorlaşacaktır.

Partimiz kuruluşundan önce bir yıl boyunca, Çoğulcu Demokrasi Hareketi adı altında STK’larımız ve halkımızla istişareler yürütmüştür.

STK’larımızın partimizin kuruluşuna destek vermeleri kuruluş ve yönetimine katılımcı olmaları istenmiştir.

Çok önemli olduğunu düşündüğümüz birlik arayışı partinin kuruluşundan sonra da sürdürülmüştür.

Kurum ayrımı gözetmeksizin STK’larımızın hepsiyle görüşmeler yapılmış, toplumdaki birliğin sağlanması yönünde çaba harcanmıştır.

Kuruluşundan kısa bir süre sonra, 2015 yılındaki genel seçimlere 7 bölgede, 9 bağımsız adayla katılmıştır.

Kayseri, İstanbul 2.Bölge ve Samsun’da İktidar partisinin milletvekili kaybetmesine ve aynı yıl içinde yenilenen seçimlerde Kayseri’de 30 yıl aradan sonra Çerkes birisinin milletvekili seçilmesine neden olmuştur.

2018 Yılında Cumhurbaşkanlığı seçiminde 100.000 imza ile Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi konusunda bir farkındalık çalışması yapılmıştır.

2019 Yılında yapılan yerel yönetim seçimlerinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilmiştir.

Bu çalışmalar, dil, kültür, asimilasyon, kendi siyasetini yapma ve kimlik bilinci konularında önemli ölçüde farkındalık yaratmıştır.

Türkiye’deki mevcut seçim sistemine göre siyasi iktidar olabilmek için oyların %50’sinden 1 fazlasını kazanmak gerekmektedir.

Bu gereklikik, siyasi partileri ve parlamenterleri iki blokta ittifaklara zorlamaktadır.

Büyük ölçüde ittifakı zorunlu kılan bu yapı küçük partilerin ve bağımsız milletvekillerinin de etkinliğini artırmaktadır.

Çerkeslerin ülkedeki nüfuslarına paralel bir oranda parlamenteri kendi taleplerinin temsilcisi olarak (Çoğulcu Demokrasi Partisinden) parlamentoya seçtirebilmeleri ve bu temsiliyeti kesintisiz bir şekilde sürdürmeleri halinde taleplerini hayata geçirebilmeleri mümkün olacaktır.

Partimiz dil, kültür ve asimilasyon konularında farkındalık yaratmayı, kimlik bilincimizin geliştirilmesini ve bu konulardaki talepleri görünür hale getirip bir siyasi temsiliyete dönüştürmeyi, kendi temsilcilerini parlamentoya seçtirmeyi hedeflemektedir.

Halkın kimlik bilincindeki gelişmeye paralel olarak  partimize olan desteğin artacağına inanıyoruz.

Bu inançla, daha çok insanı, daha çok nitelikli fikir üretimini partimizin bünyesinde toplayarak, teşkilatlanmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 

ÇDP devletten mali yardım almadığı için bütün giderleri üye aidatları ve destekçilerinin bağışlarıyla karşılanmaktadır.

Daha güçlü sonuçların elde edilebilmesi için, halkımızın partimizi maddi, düşünsel, üyelik ve örgütlenme yönünden desteklemelerini talep ediyoruz.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

One Response to ÖRGÜTLÜ SİYASİ GÜÇ YARATMA ve SİYASALLAŞMANIN ÖNEMİ

  1. Recep Guler dedi ki:

    Kimkiksel anlamda siyasallasmis ve Örgütlenmis bir halk yenilmez.
    Çerkes aktivistlerinin temel dusturu siyasallasmak olmalıdır.Tum Çerkesleri ve Kafkas kökenli tüm halkları siyaallasmaya davet ediyoruz.
    Wopsow ÇDP
    Worepsow Kafkasim yi L’epkxer.
    Yaşasın çdp.
    Yaşasın Kafkas halkları..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir