DİASPORA VE ANAVATANDA ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZ – 2

FARUK ARSLANDOK
ÇDP GENEL BŞK.

Çerkes halkının ihtiyacı olan şey; Her alanda olabildiğince örgütlenmek ve bu örgütlerin gücünü ortak hedeflerde birleştirerek total örgütlü gücünü ortaya koymaktır. Ortak hedefler oluşturmanın yolu da diyalog, samimiyet ve fikirlere değer vermekten geçmektedir.

Rusya Federasyonunda, federasyon anayasasına aykırı olarak, 2018 yılında yürürlüğe giren ve yerel cumhuriyetlerin ana dillerini ‘’ebeveynlerin yazılı talebine bağlı seçmeli ders’’ haline getiren yasa değişikliği bağlamında yaşananlar örgütlü güç oluşturma, STK’lar arası iş birliği, STK performansı, inandırıcılığı ve güvenilirliği konusunda örnek oluşturabilecek mahiyettedir.

Kaffed’in çağrısıyla, 5 Ağustos 2018 tarihinde, Kaffed Genel Merkezinde, bu yasa değişikliğine karşı mücadele yönünde geliştirilebilecek aksiyonların ve hareket tarzının görüşüldüğü bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantı gecikmeli de olsa (sözkonusu yasa değişikliği, toplantı yapılmadan iki gün önce, 3 Ağustos 2018 tarihinde Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir.) olumlu bir girişimdi. Toplantıya davet edilen STK ve oluşumların hiç birisi, hatta en Kaffed karşıtı olarak bilinenler dahi toplantı çağrısına duyarsız kalmamış, büyük bir çoğunlukla katılmışlardır. Katılamayanlar da, ön koşulsuz olarak bu toplantıyı desteklediklerini ve alınan kararlara uyacaklarını deklare etmişlerdir.

Katılımcıların büyük bölümünün görüş ve önerilerini ifade ettikleri toplantının sonunda, bu yasa değişikliğine karşı, hak ve özgürlükler temelinde kuvvetli itirazlar içeren, demokratik yöntemlerle, hukuk zemininde mücadele kararlılığına vurgu yapan, katılımcılardan ve destekçilerden oluşan 180 kurum, kuruluş ve oluşumun imzasını taşıyan bir bildiri yayınlanmıştır. (Bu bildiri Kaffed’in web sitesinde yer almaktadır.)

Toplantıda; katılımcıların üye vermesiyle iki gün içerisinde bir komisyon kurulması, bu komisyonun toplantıda belirlenmiş olan 9 mücadele yöntemi konusunda inceleme yaparak bir değerlendirme raporu sunması ve bu raporda yer alan görüş ve öneriler doğrultusunda bir aksiyon planı oluşturularak harekete geçilmesi yönünde karar alınmıştır. Bu toplantının sekreterya görevi ve kurulan komisyonun başkanlığı da doğal olarak Kaffed tarafından yürütülecek idi. Bildiğim kadarıyla katılımcılar süresi içinde komisyona verecekleri üyeleri bildirmişler ve komisyon oluşmuştur. Ancak ne yazık ki takip eden günlerde bu komisyon çalıştırılamamış, toplantı bile yapmadan işlevsiz kalmış, süreç de başlamadan bitmiştir. Bu sürecin devam ettirilmesine yönelik girişimlerimiz de sonuçsuz kalmıştır. Daha sonra  bu süreçle ilgili kamuoyuna yansıyan bir açıklama da yapılmamıştır. Burada garip olan bir başka husus da, bildiride imzası bulunan kurum, kuruluş ve oluşumların bu sürecin devam ettirilmemesini sorgulayan bir yaklaşım içerisinde olmamasıdır. Doğal olarak, kendi içinden ve/veya kamuoyundan bir sorgulama gelmemesi  STK’ları eylem, uygulama ve yaklaşımları konusunda hesap vermekten uzaklaştırmaktadır.

Bu olay bize Kaffed’in ortak bir sorun karşısında, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirip, birlikte güç oluşturma yönünde yapacağı girişimlere diğer kurum, kuruluş ve yapıların ilgisiz kalmayacağını göstermiştir. Kurumların diğer kurumların iş birliği girişimlerini dikkate alması diasporada ortak sorunlar karşısında birlikte güç oluşturmanın önünü açacaktır. Ancak, ortaya konulan iş birliği iradesinin samimiyetle, doğru bir şekilde yönetilmemesinin güven ve inandırıcılık kaybı yaratacağı da unutulmamalıdır. Bu kadar önemli bir konuda, bu kadar bütüncül bir destek ve katılımın hesap verebilirlik temelinde doğru yönetilememesi, temsil edilen kitlenin ve kamuoyunun tatmin edici bir şekilde bilgilendirilmemesi doğru bir yaklaşım değildir.

STK’ların tabanlarını genişletip güçlendirerek kendi iç dinamikleriyle bağımsız fikir ve aksiyon geliştirecek güce erişememesi halinde sağlıklı bir yöneliş ve icraat geliştiremeyecekleri, güven kaybederek işlevsiz kalacakları unutulmamalıdır.

En iyimser tahminle Çerkes halkının örgütlülük oranı yüzde beşi geçmemektedir. Diğer bir deyişle, Çerkes halkının yüzde doksan beşi üyelik anlamında Çerkes örgütlenmesinin dışındadır. Bu önemli bir sorundur. Örgütlerimizin bu önemli soruna eğilmeleri ve örgütlenme dışındaki bu kitleyi bulup çıkararak kazanmaları ve paydaş kılmaları öncelikli hedefleri arasında olmalıdır. Bu kadar düşük bir örgütlenme düzeyi üzerinden ‘’kurumsal kibir’’ geliştirip büyüklük küçüklük tartışmaları yaparak vakit kaybetmek topluma bir şey kazandırmayacaktır. Tarihsel tecrübemizden ders alınmadığının göstergesi olan kibir ve ego Çerkes halkının en son ihtiyaç duyacağı şeydir.

Yasal olarak kurulmuş, gönüllü üyelik temeline dayanan STK’ların meşruiyetini tartışma konusu yapmak doğru bir yaklaşım değildir. Hiç bir kuruma tahsis edilmiş ayrıcalıklı total bir temsiliyet alanı yoktur. Doğru olan yaklaşım; her kurumun kurumsal kimliğine ve varlığına saygı göstererek ortak alanlarda iş birliğinin yollarını aramaktır. Dışlayıcı bir yaklaşımla, kapsayıcı fikirler içermeyen boş ve gereksiz  tartışmalarla Çerkes halkının sorunlarına çözüm üretmek mümkün olmayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir