
Önceki değerlendirmelerimizde aynı temel meseleyi farklı boyutlarıyla ele aldık. İlk olarak, Çerkes toplumunun neden güçlü bir siyasal temsil kapasitesine ihtiyaç duyduğunu inceledik.
Ardından, kültürel çalışmaların tek başına yeterli olamayacağını; eğitimden yerel yönetimlere, kamu yayıncılığından akademik politikalara kadar birçok alanın siyasal kararlarla şekillendiğini vurguladık.
Son olarak da siyasal temsilin kendiliğinden ortaya çıkmadığını, süreklilik kazanabilmesi için onu taşıyacak bir siyasal toplum ve kurumsal yapı gerektiğini ifade ettik.
Siyasal toplum, ortak sorunlara çözüm arayan aktörlerin örgütlü ve süreklilik taşıyan bir yapıya kavuşmasıyla oluşur.
Siyasal sistem içerisinde taleplerin yalnızca dile getirilmesi yetmez; bu taleplerin düzenli biçimde takip edilmesi, muhataplarıyla ilişki kurulması, somut politika önerilerine dönüştürülmesi ve sonuçlarının izlenmesi gerekir. Dağınık ve dönemsel girişimler bu sürekliliği sağlamakta yetersiz kalır. Kurumsallaşma ise kişilere bağımlı olmayan bir çalışma düzeni, birikim ve temsil kapasitesi oluşturur.
Samuel Huntington’ın siyasal gelişme yaklaşımında öne çıkan kurumsallaşma vurgusu da burada önemlidir. Toplumsal taleplerin varlığı tek başına yeterli değildir; bu taleplerin siyasal kurumlar aracılığıyla karar alma süreçlerine taşınabilmesi gerekir. Bu nedenle kurumsallaşma, siyasal etkinliğin sürekliliği açısından stratejik bir ihtiyaçtır.
Tam da bu noktadan hareketle yaklaşık on iki yıl önce şu soru gündeme taşındı:
Çerkes toplumunun ortak meselelerini düzenli biçimde takip edecek, politika önerileri geliştirecek ve demokratik zeminde temsil edecek bir yapı kurulabilir mi?
Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP), bu soruya siyasal ve kurumsal bir cevap üretme arayışının sonucu olarak ortaya çıktı.
BİR AMAÇ DEĞİL, SİYASAL BİR ARAÇ
Burada öncelikle net şekilde belirtmemiz gerekir: Elbette ki Çoğulcu Demokrasi Partisi nihai bir amaç değildir. Asıl hedef; ana dilin yaşatılması, kültürel mirasın korunması, toplumsal hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması ve demokratik hakların geliştirilmesidir. Parti ise bu hedeflerin siyasal alanda takip edilebilmesi için kullanılan demokratik ve anayasal araçlardan yalnızca biridir.
Siyasal partilerin demokratik sistemlerdeki temel işlevlerinden biri de budur: Toplumsal talepleri görünür kılmak, bunları uygulanabilir siyasal önerilere dönüştürmek, karar alma mekanizmalarına taşımak ve süreçleri takip etmek. Dolayısıyla burada tartışılması gereken esas konu bir partiye duyulan aidiyet veya sempati değil, sürdürülebilir bir siyasal temsil kapasitesinin nasıl inşa edileceğidir.
Bu açıdan bakıldığında parti, belirli kişilerin veya dönemsel girişimlerin ötesine geçerek toplumsal meselelerin siyasal alanda düzenli biçimde takip edilmesini sağlayan kurumsal bir mekanizma işlevi görebilir.
NEDEN AYRI BİR PARTİ?
Kuruluşundan bu yana ÇDP hakkında en sık karşılaşılan sorulardan biri şudur: “Hâlihazırda birçok siyasi parti varken, Çerkes toplumunun meseleleri bu partiler içerisinde takip edilemez mi?”
Şüphesiz ki her kişi kendi siyasi düşüncesi ve tercihleri doğrultusunda istediği parti içerisinde faaliyet gösterebilir; bu durum demokratik siyasetin doğal bir gereğidir. ÇDP’nin varlığı da kişilerin diğer partilerde siyaset yapmasını dışlayan bir yaklaşım taşımaz.
Ancak kişisel temsil ile toplumsal ve kurumsal temsil birbiriyle karıştırılmamalıdır.
Türkiye’deki ana akım siyasi partiler içerisinde Çerkeslerin çeşitli kademelerde yer almış olması, Çerkes toplumuna özgü meselelerin bu partiler tarafından bağımsız, düzenli ve süreklilik taşıyan bir politika alanı olarak ele alındığı anlamına gelmemektedir. Bir partide kişisel düzeyde yer almak, o partinin kurumsal olarak Çerkes toplumunun taleplerini sahipleneceğini garanti etmez.
Sorun tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır: Çerkes toplumunun meseleleri farklı partilerdeki şahısların kişisel çabalarına bırakıldığında, çalışmaların sürekliliği ve kurumsal hafızası kişilere ve dönemsel siyasi dengelere bağımlı kalır. Bireysel temsil, kişinin bulunduğu makamla sınırlıdır; kurumsal temsil ise kişiden bağımsız olarak meselenin kendisini temsil eder.
Dolayısıyla ayrı bir siyasi parti fikri, mevcut partilere muhalefet üzerinden değil; mevcut siyasal yapıda sürdürülebilir bir temsil alanının oluşmaması gerekçesiyle açıklanabilir.
“YATAY SİYASET” ANLAYIŞI
Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin yaklaşımını ayırt edici kılan temel unsurlardan biri “yatay siyaset” anlayışıdır.
Bu anlayış, Çerkes toplumunu tek bir ideolojik hatta birleştirmeyi veya toplumun bütününü homojen bir siyasi görüş etrafında toplamayı hedeflemez. Zira Çerkeslerin genel siyasete ilişkin tercihleri doğal olarak farklıdır ve farklı kalmaya devam edecektir. Yatay siyasetin hareket noktası şudur: Genel siyasi tercihler ne olursa olsun, ortak toplumsal meselelerde birlikte hareket edebilmek ve bu ortaklığın siyasal alanda etkili olmasını sağlamak.
Ana dilin korunması, kültürel mirasın yaşatılması, tarihsel hafızanın aktarılması ve kimliğin özgürce ifade edilebilmesi, herhangi bir siyasi ideolojinin tekelinde değildir. Bu meselelerde ortaklaşmak; şahısların sağcı, solcu, muhafazakâr, liberal veya sosyalist kimliklerini ortadan kaldırmaz. Bu nedenle yatay siyaset, ideolojik farklılıkları tasfiye etmeye değil; bu farklılıkların ötesinde kapsayıcı ve ortak bir toplumsal zemin inşa etmeye dayanır.
Buradaki amaç, Çerkes toplumunun bütün siyasi farklılıklarını ortadan kaldırmak değil; bu farklılıkların varlığını koruyarak ortak meselelerde temsil edilebilir bir siyasal irade oluşturabilmektir.
ON İKİ YILLIK DENEYİM VE ÖĞRENİLENLER
ÇDP’nin kuruluşunun üzerinden geçen on iki yıl, siyaset tarihi açısından kısa bir süre sayılsa da bir düşüncenin kurumsal bir yapı içerisinde varlığını sürdürebilmesi bakımından önemli bir birikim sunmaktadır.
Bu dönemin en somut sonuçlarından biri, Çerkes toplumunun, kendi meselelerini siyasal alanda doğrudan takip edebilecek meşru ve demokratik bir kurumsal araç oluşturabileceğini göstermiş olmasıdır. Çerkes kimliği ve kültürüyle ilgili talepleri siyasal zemine taşımak, örgütlenme hakkı ve demokratik siyasetin tabiî bir gereğidir.
Ancak bu tecrübe aynı zamanda şu gerçeği de netleştirmiştir: Bir siyasi partinin kurulması, siyasal temsil sorununun kendiliğinden çözüldüğü anlamına gelmez. Kurumsal yapının varlığı yalnızca bir başlangıçtır; asıl belirleyici olan bu yapının toplumsal karşılık üretmesi, örgütsel kapasitesini geliştirmesi, nitelikli kadrolar yetiştirmesi, uygulanabilir politikalar geliştirmesi ve uzun vadeli bir çalışma kapasitesine ulaşmasıdır.
Bu açıdan bakıldığında önümüzde katedilmesi gereken önemli bir mesafe bulunmaktadır. Çerkes toplumunda kimliğe ilişkin meselelerin yalnızca özel veya kültürel alanla sınırlı görülmesi, siyasal alana taşınmasına mesafeli yaklaşılması ve kurumsal yapılara yönelik çekinceler, aşılması gereken başlıca zihinsel engellerdir. Bu tutumlar büyük ölçüde tarihsel tecrübelerin, sosyolojik ve siyasal telkinlerin/alışkanlıkların etkisiyle şekillenmektedir. Kurumsal siyasetin temel görevlerinden biri de sorunları tespit etmenin ötesine geçerek, bu sorunların neden siyasal nitelik taşıdığını açıklamak ve çözüm için demokratik mekanizmalar oluşturmaktır.
GELECEK KİME AİTTİR?
Günün sonunda tartışmanın merkezinde en başta da sorduğumuz ve sözü buralara kadar getiren şu temel soru yer almaktadır: Çerkes toplumu kendi geleceğini başkalarının önceliklerine ve inisiyatifine mi bırakacaktır, yoksa kendi geleceğini ilgilendiren konularda bağımsız ve sürdürülebilir bir demokratik temsil kapasitesi mi oluşturacaktır?
Bu sorunun cevabı yalnızca ÇDP’nin varlığıyla sınırlandırılamaz; zira mesele tek bir partinin sınırlarını aşmaktadır. Asıl mesele, Çerkes toplumunun ortak sorunlarını siyasal gündeme taşıyabilecek, bu konularda nitelikli içerik üretebilecek ve sonuç alabilecek kurumsal kapasiteye ulaşıp ulaşamayacağıdır.
Toplumların varlığını sürdürmesi, yalnızca geçmişten devralınan kültürel mirasa sahip olmalarıyla mümkün değildir. O mirası yeni kuşaklara aktaracak kurumları, kadroları ve siyasal araçları geliştirmek zorunludur. Kültürel faaliyetler bu yapının temel taşıdır; ancak eğitim, dil politikaları, kamu kaynaklarının dağılımı, medya ve yerel yönetimler gibi alanlar doğrudan siyasal kararlarla şekillendiğinden, kültürel mücadelenin siyasal bir boyut kazanması kaçınılmazdır.
Çoğulcu Demokrasi Partisi, kendisini bu ihtiyaca cevap vermeye aday araçlardan biri olarak konumlandırmaktadır. On iki yıllık deneyimin asıl değeri; Çerkes toplumunun meselelerinin yalnızca kültürel platformlarda değil, siyasal temsil ve kurumsal kapasite perspektifiyle de ele alınabileceğini somutlaştırmış olmasıdır.
***
Sonuç olarak mesele, herkesin aynı ideolojik çizgide buluşması değildir. Mesele, farklı dünya görüşlerine sahip kişilerin ortak geleceklerini ilgilendiren alanlarda birlikte hareket edebilecekleri demokratik, meşru ve kurumsal bir zemini sürdürülebilir kılmaktır.
***
Bu değerlendirmeler bir tartışmayı noktalamak için değil; bu kurumsal zeminin nasıl daha nitelikli hale getirilebileceği üzerine düşünmeye bir davettir.
Toplumsal gelecek yalnızca iyi niyetle inşa edilemez; kalıcı sonuçlar bilgiye, örgütlenmeye, kurumsal sürekliliğe ve etkili bir siyasal temsil kapasitesine ihtiyaç duyar.
Yani mesele parti kurmak değil; temsil kapasitesi oluşturmaktır.
Parti ise -bugün için- bunun en etkin aracıdır.
***
Bu düşüncelerle ÇDP’mizin 12. yaşını kutluyor, varlığıyla ne yapmaya çalıştığının geniş kitlelerce tez zamanda anlaşılmasını diliyorum.
288